Yönetilebilir Estetik ve Naftalinli Kelimeler
- Yaren Aycı
- 13 Şub
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 15 Şub
Son günlerde şirketler, belediyeler veya bankaların destekleriyle gerçekleştirilen sanat etkinliklerinde, belirli bir kelime grubunun hakimiyeti dikkat çekiyor:
Bellek, hafıza, kolektif, ifade, an, iz, devinim…
Bu tip belirsiz ama kapsayıcı olduğu iddia edilen kelimeler, sergi metinlerinin ve küratoryal çerçevelerin vazgeçilmez öğeleri haline geldi.
Ancak bu kavramlar, sık kullanıldıkça içeriklerini yitirerek birer "küratoryal şablona" dönüşmekte.
Sanat profesyonelleri arasında dolaşıma giren bu dil, dışarıdan bakıldığında entelektüel bir derinlik izlenimi verse de içeride mesleki bir konfor alanı yaratıyor.
Bu terminoloji politik olarak esnek yani her yöne çekilebilir ve kimseyi doğrudan rahatsız etmez.
Ağır ve yoruma açık görünür ve tam da bu nedenle hesap vermez.
Sponsoru ürkütmez, belediyeyi zor durumda bırakmaz, bankanın marka imajını zedelemez.
Bu noktada izleyici de bir serginin başlığında kendi hayatına dokunacak, onu şaşırtacak bir tazelik ararken karşısında defalarca gördüğü "tanıdık" terminolojiyi bulduğunda sergiyle bağ kurmakta zorlanır.
Basma kalıp bir dille sunulan etkinliklerin izleyici için ilgi çekici olması beklenemez.
Anlamdaki bu muğlaklık ve kapsayıcılık, sanatın sarsıcı olma potansiyelini uysallaştırır.
Sanatın herkese açık olması demokratik bir ideal,
herkese hitap etmeye çalışması ise estetik bir taviz.
Herkes için sanat niyeti, sponsorları ve mekan sağlayıcıları derinliksiz ve yaygın küratoryal çerçevede korurken riskli değil “yönetilebilir” işler seçiliyor.
Finansmanı sağlayan kurumların riskten ve tepkiden kaçınma refleksi, kurumsal bir reklam aracına dönüşen sergi başlıklarını beraberinde getiriyor.
Benzer vasat dokularla oluşturulan etkinlikler ve bunların birbirleriyle olan benzerlikleri bu yarışın içinde biz de varız diyen tüm “destekçilerin” ayak izi esasında.
Kurumsal alan tamamen kötü müdür? Hayır.
Ama sanatın doğası dönüştürücü,
kurumun doğası ise muhafazakâr.
Bu iki kimyanın uyuşmazlığında sanatçı arada kalıyor.
Bazı sanatçılar mevcut elastik düzende içeride kalabilmek için dilini sembolleştirir, katmanlaştırır, ironiyi artırır.
Yüzeyde güvenli, derinde radikal olabilecek oto sansürlere ve soyutlamalara yönelerek özgün dilini yeniden inşa eder ya da kendinde asıl var olanı mecburiyetle sabote eder.
Bazıları ise eserleriyle ve özgün tavırlarıyla inat edip doğrudan çarpışmayı seçer ve hızla dışlanır.
Bu ekosistemde en dikkat çekici tehlike, sistemin en "eleştirel" işleri bile kurumsal çerçeve içinde eritip dekoratif bir unsura dönüştürebilmesidir.
Kapitalist düzen, kendisine yöneltilen radikal eleştiriyi dahi estetik bir aksesuar olarak kullanabilecek bir kapasiteye sahip.
Sanatçı sistemle kavga ettiğini düşünürken, eser kurumsal bir imaj çalışmasının parçası haline getirilerek zararsızlaştırılabiliyor.
Sanatın basmakalıplaşma riskinden kurtulması, "herkesi memnun etme" mecburiyetinin reddedilmesiyle mümkün.
Kurumsal sansürün ve sistematik tekdüzeliğin aşılması için bağımsız alanlar yaratmak, sponsor kaygısı gütmeyen kolektiflerle çalışmak ve alternatif finansman modellerini değerlendirmek inat eden ve dışarıda kalan sanatçılar için bir yöntem.
Az kişiye derinlemesine hitap etmeyi göze alan bağımsız gruplar, bu kurumsal kuşatmanın dışındaki asıl nefes alma alanları.
Tarihsel olarak kültürel kırılmalar merkezden değil, her zaman çeperden gelmiştir.
Bugünün estetik değerleri; geçmişin dışlanan, uyumsuz ve sistemle pazarlık yapmayı reddeden bağımsız oluşumlarının mirasıdır.
Sanat herkese ihtiyaç duymaz; fakat dürüstlüğe, cesarete ve özgünlüğe mutlaka ihtiyaç duyar.



Yorumlar