Acı Üzerine
- Yaren Aycı
- 22 Şub
- 3 dakikada okunur
Susan Sontag'ın (1933-2004) Başkalarının Acısına Bakmak (2004) adlı kitabında insanların, ıstırap verici şeylere herhangi bir olumlu bahane aramadan sadece duygu yoğunluğu ve ifade edilişinin etkili olması nedeniyle yönelmesinden, bundan zevk alınmasından bahsetmiştir.
Bu yönelimin acımasız görünmesi bir yanılsamadır.
Cioran (2015) bu durumu, Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine adlı kitabında ‘’Sevincin dışında, her durumda gaddarlık vardır. Schadenfreude (başkasının üzüntüsüne sevinme), bu şeytani sevinç bir yanlış anlamadır.
Kötülük yapmak bir zevktir, sevinç değil. Dünya üzerinde tek gerçek zafer olan sevinç, özünde saftır yani kendi içinde ve tezahürleri bakımından her zaman şüpheli olan zevke
indirgenemez.’’ İfadeleriyle açıklamaktadır.
Acı, insan ruhunda olduğunda bunu estetik şekilde ifade etmek, farklı biçimlerdeki tezahürlerini üretmek sanatçıların görevidir. Estetik olanın güzel olanla bağlantısı vardır fakat acı olanın güzel olanla tezatlığı, sanat eserinde ateş ve barut gibi yan yana gelir.
Seyirci bu egzotik armoni karşısında ahlaki ve etik düzeyde hissetmesi gereken şefkat ve merhameti çiğneyen bir duyguya kapılır:
Zevk.
İzleyicide uyanan duygu zevk olduğunda, acı olanın da güzel olabileceği ihtimali uzun vadede insanların kötü olana zaafını açıklayabilir. İzleyicinin eserdeki acı karşısında zevk alması bir noktadan sonra farkına varılan bir ayıp haline gelir ve izleyici eserin içeriğindeki kötülükten rahatsız olmak için eserin konusuna nesnel yaklaşır. Bu zorlamanın sonucu verimli olsa da samimiyetsiz olduğu da bir gerçektir. Susan Sontag’ın, acı karşısında hissedilenlerin içtenlikten yoksun olduğu fikrini buna bağlayabiliriz.
‘’Acıyı paylaşmak’’ mümkünü olmayan bir ifadedir.
Acının tekeli acıyı çekendedir.
Empati, insanı yalnızca olayı kavrama noktasında acıyı çeken veya ifade edenle yakınlaştırır. Karşı tarafın acısını, onun hissettiği perdeden duyumsayacak kadar içselleştirmek ancak benzer acıların geçmişte yaşanması veya anda hala yaşanıyor olmasıyla mümkün aksi takdirde bize yabancı acılara karşı empati kurmak, şefkat ve merhameti hissetmek yalnızca bir refleks. Gerçek bir duygudaşlık ancak hafızayla mümkün. Istırabı, acıyı, boşluğu, vahşeti, yalnızlığı daha önce hiç kendi konfor alanına sokmamış biri yalnızca kendi haline şükretmek için izleyicidir. Karşısındakinin haline üzülmesi kendiyle yaptığı kıyasların posasıdır.
Konfor alanlarını terk edemeyen insanlar yaşamları süresince, bu döngünün mütemadiyen sürmesi adına sabit bir akış bulmaya çalışırlar. Dış dünyanın kötü etkilerine karşı kabuğunu kalınlaştırır ve insanlarla onlara fayda sağladıkları müddetçe alakadar olurlar. Kendi dünyalarını dışında olup bitene kayıtsız kalırlar. İnkar mekanizmaları aktiftir bu da onları cehalete sürükler. Aşina olmadıkları yeniliklere adım atmamak ve filizlenen heveslerini
biçmek için bahaneleri hazırdır, kaldıramayacakları acıların ise altına hiç girmezler.
İnsanların ruh hallerini bu hale getiren, içinde yaşadıkları toplumla ortak olarak devlet sistemleri tarafından maruz bırakıldıkları kısıtlamalar, baskılar, yaşamak adına en temel ihtiyaçların bile lükse dönüşmesinden kaynaklanan yoksulluk, etik olanın hayatta kalma mücadelesi içinde ilkel güdülere yenik düşmesi ve buna bağlı eldekini korumadaki aşırılıktır. Kafesi giderek daralan bir farenin yaşadığı sıkışmışlık hissine denktir. İşte bu ruh haline düşmenin kaçınılmaz olduğu bir düzenin toplumunda, aynı coğrafya, ortak sorunlar, hissedilen acının hafızadaki tekrarı ve duygudaşlıkla birlikte başkalarının acısını izlemek, başkalarının bu acıyla baş edişinden ilham almak ve acının onlarda büründüğü şekli merak etmek acı olana bakmayı ve paylaşmayı insanlar için kolaylaştıran sebeplerdir.
Sanat eserleri, izleyicisini harekete geçirmek kaygısı gütmek mecburiyetinde değildir.
Eserin konusu olan acı, her zaman bir şeyi öğütlemez ya da ahlaki bir mesaj vermez bazen yalnızca izleyicide bir duyguyu, dürtüyü uyandırmayı amaçlar. Kirli zevklerin sessizce yaşanmasına alan sağlar.
Bu onun masumiyetidir.
Yöntemidir.
Ancak toplumsal bir acıyı bir sanat eseri izler gibi bencilce gözlemlemek, cehaletin en koyu halidir.
Bu durumda acı, sadece seyredilecek bir manzara olmaktan çıkar.
Bencil bir röntgenci olmaktan çıkıp onu sorumluluğa dönüştürmek, değişimi sağlayabilir.
Artık tanıdık bir acıdan kurtulup farkındalıkla büyümek, bizi çözüme yetkin kılacaktır.



Yorumlar